21 Nisan 2015 Salı

Ya Hep Ya Hiç

Ekranda beliren yüzüne özlemle baktı. Her zamanki gibi şarkısını söylerken kendinden geçmiş o en çekici halini bürünmüştü. Of çekti, televizyonun kumandasını kaptı kanal değiştirmek için ama daha eline alırken biliyordu yapamayacağını.

Sabah onu kim uyandırmıştır zorla, eline kahvesini kim tutuşturmuştur, onun asık suratına kim şefkatle bakmıştır düşünceleri birbirini kovalıyordu içini acıtarak.

Uzakta olduğu için acımıyordu içi, hiç yakınında olamadığı için acıyordu.  Hayatı onun hayatında geçmişti hep ama ondan kendisine gelen bir şey yoktu. Hissetiği şeyleri o hissetmemiş, yaşadığı duygu fırtınalarını yaşamamıştı. Onun hayatında masadan, bardaktan bir farkı yoktu. Bir gitar olsaydım belki daha fazla şansım olurdu diye geçirdi aklından.

Şarkı bitince kapattı televizyonu, koltuğa gömüldü iyice. İlk defa onlarla bir turneye gitmemişti. On beş seneden sonra ilk defa.

Ağabeyinin evlerinin garajında kurduğu o okul grubunun bu kadar ünleneceğini hiçbirisi hayal edemezdi tabi. Komiklik olsun diye başladığı menajerliğin yıllar süren işi olacağını da . Ağabeyi yolunu ayırdığında bile kendisi onlarla yollardaydı. Bir arkadaşı zorlamasa yine yanlarında olurdu ihtimal. "Senin varlığından haberi yok ama yokluğunun farkına varacağına eminim, gitme bu sefer" demişti arkadaşı ona.

Ya hep ya hiç diyerek kalmıştı o da. Ama biliyordu aslında sonunu : Koca bir hiç... Bazen koca bir hiç bile beklenti içinde yaşamaktan daha az canını acıtır insanın diye mırıldandı.

Aylardır evden pek dışarı çıkmıyordu.  Yapması gerekenleri bilgisayar başında bitiriyor, bol bol uyuyor, televizyon seyrediyor , kitap okuyordu. Bekliyordu daha doğrusu.

Kendi kendisini ikna çabalarının hiç bir işe yaramadığını bilerek bekliyordu. Umutsuzluğun doruklarında umutla bekliyordu...

Kapı çalacak, o gelecek...

Derin bir nefes verip kalktı oturduğu yerden. Camdan dışarı görmeyen gözlerle baktı bir müddet. Şimdi yoldalardır diye düşündü. Orada olsaydım kulağımda kulaklığım, geçtiğimiz yolları seyrediyor olurdum ihtimal. Sıkılmazdım şimdiki gibi. Ona bakardım arada, güneş gözlüklerimin ardından uzun uzun izlerdim.

Sessizlikte telefonu çalınca irkildi . Onun numarasını görünce ne yapacağını bilemedi bir süre. Daha numarasını görünce heyecanlanıyorum liseli kızlar gibi diye söylendi kendisine..

- Sandra!
- Efendim Bee..
- Efendim Beeymiş. Yetti artık evden idare ederim zırvaların hemen kalkıp buraya geliyorsun!
- Ne oldu, sorun mu var ?
- Otobüs yolculuklarını sevmiyorum..
- Efendim? Ne demek şimdi bu?
- Açıklama yapmak zorunda değilim, kazandığın paranın hakkını ver, kalk buraya gel çabuk!
- Ben işimi buradan gayet iyi yapıyorum. Ne oldu orada, Amanda mı gitti , ondan mı bu tafra.
- Ben gönderdim evine.
- Neden?
- Sabahları uyanamıyor.
- Eee?
- Eesi uyanamayınca beni de uyandıramıyor.
- Bunun bir sorun olduğunu bilmiyordum.
- Sen olmayınca sorun oluyor haliyle!
- Bana bak Bee, erkek olmasan ayın muayyen günlerindesin diyeceğim. Git yat uyu biraz, başına vurmuş yorgunluk senin.
- Ukalâlığı bırak, yarın akşam konserde ol, yoksa..
- Yoksa?
- Kovulursun..
- Bee
- Hı?
- Beni özledin herhalde.
- ...
- Suratıma kapattı telefonu, ha ha ha...

Gitsem mi gitmesem mi kararsızlığında evin içinde volta atmaktan yorulunca dışarı çıktı. Nehir kıyısında yaptığı uzun yürüyüş karara varmasına yardımcı olmasa da iyi geldi. " Kovulurmuşum, hah" diye söylenerek döndü.

O gece telefonuna grubun davulcusunda mesaj geldi bu sefer.

- Bu adamı hiçbirimiz zaptedemiyoruz, lütfen gelip yardım eder misin?
- Ama anlaşmıştık , bu turneye katılmayacaktım.
- Lütfen Sandra. Gelmek zorundasın yoksa geriye bir grup da turne de kalmayacak.

Kalktı, bir duş aldı, üzerini giydi. Herkesin inanmaz gözlerle baktığı küçük siyah çantasını aldı yanına her zamanki gibi. Sen bir kadın olamazsın demişlerdi ilk defa turneye çıkarken.

İki saat sonra konserin verildiği şehre giden uçağa binmişti. Sabahın ilk saatlerinde otele vardığında henüz grubun gelmesine çok vardı. Odasında akşama kadar vakti nasıl geçireceğini bilemedi. Uyku da tutmuyordu.

Hayat ne tuhaftı. Zaman, su gibi akıp giden zaman, bazen, bir otel odasının içinde duruyor ve ilerlemiyordu bir türlü..  Kafasının içinde bir sürü anı belirdi geçmek bilmez dakikalarda. Büyük anların değil de küçük ayrıntıların insanın aklına takılıp kalması ne ilginç diye düşündü. İlk konserlerini hiç hatırlamıyordu da konserden sonra eve döndüğünde annesinin geç kaldığını söylerken üzerindeki giysiyi biliyordu hâlâ örneğin.

Nihayet akşam olduğunda, onların gelişlerinde karşılamak üzere lobiye indi. Kapıdan giren altı tipten biri son derece asık suratlıydı. Diğerleriyle ilgilenmeden doğru bara yöneldi. Hayran kitlesi de peşinden.

Sandra önce ekibin yanına gitti.

- Tanrıya şükür Sandra, buradasın.. Bu adamın hakkından sadece sen gelebiliyormuşsun.
- Bir daha grup nasıl bu kadar uzun süredir bir arada diye sorarlarsa gereksiz açıklamalarla saçmalamayıp Sandra sayesinde diyeceğim direk.
- Altı ayda kaç kadın geçti bilmiyoruz, adam sensiz sevgilileriyle birlikte bile yapamıyor..
- Hey, bir söz vermiyorum beyler.. Kalıp kalmamam ona bağlı.

Bara gitti. Onun biraz uzağına oturdu. Zayıflamış diye geçirdi aklından. Bu adam hiç çirkinleşmez mi diye söylendi. Kendisi hiç bir zaman güzel, çekici bir kadın olmamıştı. Eh, yollarda koştururken pek bakımlı olduğunu da söyleyemezdi.

Onun da kendisini gördüğünü fark etti. Kalkıp yanına oturdu. Hiçbir şey demeden içkilerini içtiler.. Yanıbaşında olduğunu hissetmek aylardır duyduğundan daha da özlemle doldurmuştu içini..

- Tabii ki kovmazdım seni.
- Tabii ki.
- Neden geldin o zaman?
- Çocuklar yalvardılar senden sonra.
- Hah.Çok mu çekilmezmişim?
- Öyleymişsin.
- Sen beni çekiyorsun ama..

Kafasını kaldırıp ona baktı Sandra. Ben seni seviyorum çünkü diye geçirdi aklından.

-  Mesajı aldım ben.
- Ne mesajı?
- Aylardır verdiğin mesaji.
- Mesaj falan vermedim ben.
- Aptal değilim Sandra.
- Çocuklar öyle demiyor ama diye mırıldandı gülümseyerek.
- Tamam öyleyim belki de o kadar da değil. Anladım.
- Neyi anladın?
- Sabahları senin sesin olmadan kalkamıyorum.
- Kaydedelim sesimi alarm yap.
- Ciddi ciddi bir şey söylemeye çalışıyorum burada, dalga geçme.
- ..
- Kimse senin gibi kahve yapmıyor.
- Onur duydum.
- Bu dünyada beni gülümseten başka bir Allahın kulu yok. Sessiz kalıp dinleyen bir kadına da rastlamadım . Yirmi yıldır yanyanayız bunu anlamamış olmam da hep senin suçun!
- Ne?
- Bütün o kadınların eksiklerini o kadar tamamlıyordun ki anlamıyordum bile.
- Ben ne yapıyordum?
- Sana aşık olduğumu anlamamı engelledin!
- ??
- Bir daha asla ama asla bırakmıyorsun beni anladın mı?
- Peki kadınlar?
- Ben ne diyorum burada, algı sorunun mu başladı bir anda?
- Sanırım ..Açık açık anlat bakayım bir daha.
-Sarah!
- Pek hoş bir yaklaşım değil bu ama.. dedi kahkahayla Sarah..

Pufff diyerek sımsıkı sarıldı ona adam.. Düşünü kurmaktan bile kaçınacağı bir andı bu.. Karman çorman oldu.. Geri çekildi birden..

- Sen bana aşık değilsin Bee.
- Ben sana ne?
- Ben senin için çekici bile değilim.
- Kadın, bir sussan ne güzel olacak diyerek sarıldı ona yeniden...
- Ama.
- Şş, sus dedim sana..


-Bitti-